Dijital Detoksun Zamanı Geldi mi?

Hayatımızı kolaylaştırmasını umduğumuz teknoloji, yeteneklerimizi ortadan mı kaldırıyor? Elimizi kolumuzu mu bağlıyor?

Kaynak: Arseny Togulev on Unsplash

Dün Amazon’da izlediğim Jexi komedi filmi ile tekrar düşünmeye başladım. Teknoloji çağının sınır tanımadığı günümüzde, teknolojiyi ne kadar sevdiğimizin bir önemi kalmadı. Teknoloji ile yaşamak zorunluluk haline geldi. Filmde akıllı telefonlara alıştığımızı gösteren pek çok sahne gösteriliyor. Yolda giderken manzaranın tadını çıkartamadığımız, evden işe giderken aynı yollardan geçsek de cep telefonumuzdaki harita yardımı kullanmadan yolumuzu bulabilir miyiz sorgulatıyor. Aynı zamanda hayatımızın kontrolünü akıllı telefonlara, AI’lere bıraktıkça hayatımız güzelleştiriyor mu, ele mi geçiriliyoruz güldürürken düşündürüyor.

Akıllı teknolojilerin hızla gelişmesiyle akıllı saatlere çoktan alıştık, Siri’ler Alexa’lar ise artık bizim dostumuz gibi oldu. Ne kadar saat uyuduk, ne yedik ne içtik her şeyi kaydediyoruz. Sevdiklerimizin telefon numaralarını hatırlamayı bırakın, kendi telefon numaramızı bile unuttuğumuz bir dönemdeyiz. Hesap makinesi kullanmadan hesaplama yapamıyor, bilgilere erişmek 2 dakika geç kaldığında kendimizi büyük bir çıkmazda hissediyoruz. Araştırma yapmak için Google’da 2. sayfadan ileri gidemediğimiz için ya reklamlar vererek ya da SEO’ya uygun olacak internet siteleri yapıyoruz.

Ya web sitemiz 2 gün kapalı kalırsa! Ya internetimiz kesilirse! Kullandığımız o platformlara erişilemezse! Gerçek hayata dönmekten mi korkuyoruz, yoksa oynadığımız oyunları devam ettirecek platformlar aramaya mı devam ediyoruz? Bakınız TikTok

Hiçbir şeyin vazgeçilemez olduğunu hatırlatan pek çok trajik olaya tanıklık ediyoruz. Aynı şekilde artık her şeyin var olduğu ve yeni bir şeyin icadının zor olduğunu söyleyenlere ne demeli? Facebook biter mi, Instagramın yerini TikTok alır mı, twitter daha fazla kelime hakkı bize tanır mı? Her şeye alışıyor insan oğlu, ne siteler kapanıyor yenileri açılıyor. Bir süre sonra hayat devam ediyor. Bugün Nokia kullananlar ile bir dönem herkesin elinden düşmek bilmeyen BlackBerry’ler kalmadı. Oynamaktan gözlerimizin kanadığı Tetris gibi oyunlar her gün telefonumuza gelen güncelleme ile bambaşka bir hale girdi. Bir zamanların en büyük internet sitesi Markafoni’den güzel insanları dışında eser kalmadı. 

Zaman değişiyor, haliyle insan da değişiyor. Facebook skandalından sonra pek çok kişinin sosyal medya hesaplarını ya askıya aldığı ya da komple kapandığı biliniyor. Facebook kan kaybederken Twitter ve Instagram kullanımları son sürat devam ediyorken, algoritma değişiklikleriyle paylaşılan fotoğraflarımız ve videolarımız yeterince istediğimiz kişi sayısına ulaşmadığında, ya da yeterince takipçimiz olmadığında kaygılanmamıza neden oluyor. Hangi saatte paylaşım yaparsam etkileşim alırım! En çok hangi tarz paylaşırsam beğenilirim… Eğer şirketsek işin amacı bambaşka. Elbette çok kişiye ulaşmaya çalışıyoruz. Ancak bireysel hesaplarımızdan da çok kişi bizi görsün istiyoruz. Beğenilmek, keşfedilmek istiyoruz…

Yaptığım birkaç araştırma ve gözlemle, enteresan bir duruma rastladım. İşi internet olan kişiler, özellikle güçlü şirketlerin kurucuları ve yönetim kadrolarındaki pek çok kişi, sosyal medyada ya yoklar, ya  hesapları dışarıya kapalı, ya da artık hiçbir paylaşımda bulunmuyorlar. Sosyal medya ile merak ettiğimiz hayatlara ulaşmanın son derece kolay olduğuna alıştık oysa! Her sene yayınlanan En Güçlü CEO’lar, En Genç Zenginler ve En Başarılı İnternet Girişimcileri yazılarıyla radarlara takılan bu kişilerin, özellikle sosyal medya kullanımına ara vermesi ya da hesaplarının dışarıya kapalı olması; kişisel hayatlarını korumaya çalıştıklarını mı, kişisel hayatlarıyla göz önünde bulunmak istemediklerini mi, yoksa vakitlerini sosyal medyada geçirmediklerini mi gösteriyor?

2020’de yapılan bir araştırmada sosyal medya hesaplarını kapatan, hesaplarını donduran veya kullanımını düşürenlere nedenlerini sorulmuş. Aşağıdaki tablo çıkmış. %29’su aşırı yük hissettiğini belirtmiş. Diğer nedenler arasında ise; boşa zaman kaybı %27.2 , sahte haberlerin etkisi %26.7, veri ve gizlilik nedenleri %21.4 , mental sağlık ve kendini iyi hissetme %21.1, dijital detoks %14.4 bulunuyor.

Kaynak: smartinsights

Bir yandan da ne kim olduğunu, ne de ne iş yaptığını tam olarak bilmediğimiz fenomenlerin, kendisine Influencer diyen bir kitle doğdu. Bazı isimler hepimizin keyifle takip ettiği, özellikle YouTube ve Instagram üzerinden kaliteli işler yapan kişiler. Bunun yanı sıra, pek çok da takipçiye sahip, seyahat ve yaşam stili üzerine tavsiyeler veren hesaplar var. Bu hesaplarda görünen şaşalı hayatlar pek çok kişinin hayatını karşılaştırmasına neden oluyor. 

Kendisinden başka herkesin hayatında her şey yolunda diye düşündürerek mutsuz hissetmesine neden oluyor. Aslında sorun bu hesaplarda değil. Başkalarının davranışının hayatımıza etkilerini ancak biz inanırsak çektiğimize inanıyorum. Ancak biliyorum ki pek çok kişi, benim hayatım onlar ki gibi renkli değil! zannediyor. Oysa herkesin yaşadığı problemler ayrı. Bazılarımız yaşadığımız sıkıntılı günleri paylaşmayı seçerken, bazıları kapalı tutmak istiyor. 

Dışarıya gösterdiğimiz mutluluk pozları, yalnızca etrafımıza mutlu görünmek istediğimizden mi? yoksa kendimizi iyi hissetmek istememizden mi? Teknolojiyi ve sosyal medyayı ne için kullanıyoruz? Bana kalırsa bu soruları kendimize sormalıyız ki cevabını kendimiz bulabilelim. Kendi hayatımız haricinde herkesin hayatını karıştırıyoruz, takip ederek fikirlerde bulunuyoruz. Ama kendimizi unutuyorsak, kendi hayatımızı yaşamak yerine başka hayatları gözlemleyerek vakit geçiriyorsak, mutluluğumuzun ve enerjimizin de düştüğünü hissediyorsak, belki de sosyal medyayı ya da akıllı teknolojileri suçlayarak değil, kendi davranışlarımızı değiştirerek işe başlayabiliriz! 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir